Bu Blogda Ara

real madrid etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
real madrid etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Kasım 2009 Çarşamba

Altın “Kafa” Zidane

Almanya 2006 yazında tarihinin belki de en güzel günlerini yaşadı. Dünyanın dört bir yanından gelen futbol meraklıları bu muhteşem olayı Almanya’da yerinde izlerken birçok insan da ekranları başında bu mücadelenin sonucunu bekledi.

Nice sürprizler oldu Dünya Kupası'nda… Sırbistan Karadağ'ın Arjantin'den yediği 6 gol 2006 Dünya Kupası'nın en gollü maçı oldu. Dream-team olarak adlandırılan Brezilya, veteran Fransa'ya elendi. Jose Pekerman'ın büyük hataları sonucu kupaların kazanamayan favorisi olan Arjantin yine final göremedi. Ve bunlar gibi niceleri…

Ama en çok dünya kupasının final maçında Fransızların altın çocuğu Zinedine Zidane'ın İtalyanların hırçın savunma oyuncusu Marco Materazzi'ye attığı kafa konuşuldu. Hatta öyle ki, bu kafa maçın önüne bile geçti.

Bilmeyenlere hatırlatalım. Cezayir göçmeni bir ailenin oğlu olarak Fransa'nın Marsilya kentinde 1972 yılında dünyaya gözlerini açan bu muhteşem Fransız, küçükken yaşadığı yeri 'turistlerin gezmek istemediği, yetkililerin de görmezlikten geldiği bir yerdi' diye tanımlıyor. Fransa'da başladığı futbol kariyerinin zirvesine baş döndürücü bir hızla tırmanan Zidane, kısa bir süre sonra dünyanın en büyük takımlarında ulaşılabilecek her zafere ulaşarak kariyerini süsledi. Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu, Avrupa Süper Kupası, UEFA Kupası, Dünya şampiyonluğu gibi uzayan kariyeri günümüz tabiriyle insana kocaman bir "ohaa" çektirir.

Sadece bununla kalsa ödülleri iyi. En değerli oyuncu ödülleri, belki de çift haneli rakamlarla ölçülür. Ayrıca 1998 dünya kupasında Brezilya’ya attığı gol onun için çok ama çok önemlidir. Çünkü o stadın yapımında babası amelelik yapmıştır. Babanın amelelik yaptığı stada oğlunun muhteşem zaferi baba ve oğul Zidane’ı mutlaka duygulandırmıştır. Bir Alman dergisine verdiği röportajda başarısını "eşi ve üç oğlu ile birlikte lüks yaşam ve skandallardan uzak yaşamasını müslüman olmasına" bağlamış kişidir.

Tekrar dönelim final maçına. Maçın sonucundan çok Zidane'ın kuşatma altındaki ortaçağ kalesinin kapısını kıracak şiddette attığı kafanın şoku –üzerinden üç yıl geçmesine rağmen- zihinlerde hala…

Türkiye'nin en önemli yazarlarından Haşmet Babaoğlu, Zidane'ın o kafayı atarak onuru ve gururu kupaya tercih ettiğini söyledi. Bu kafa Zidane’ın 2000 yılında Hamburg - Juventus maçında Alman Kientz'e attığı kafa ve aldığı 5 maç cezanın bir tekrarıydı.

Aslında her Dünya Kupası’nın kendine has skandalı vardı. İspanya 82 yarı final maçında yakından tanıdığımız Schumaher'in Fransız Batiston'un apış arasına salladığı tekme akıllarda kalırken, Meksika 86 'Tanrının eli'ni armağan etmişti literatüre. Hani, Maradona'nın İngiltere’ye elle gol atıp da "Golde Maradona'nın kafası, Tanrının eli var" dediği olay... Amerika 94, Roberto Baggio'nun üstten yolladığı penaltı ile anıldı. Fransa 98, Zidane'ın Brezilya'yı ezmesiyle, 2002 Dünya Kupası Milli takımımızın sürpriz başarısıyla anıldı. 2006 Dünya kupası ise Zidane'ın çirkef Materazzi'ye haddini bildirdiği kafa'yla anılacak.

Peki, yeşil sahalarda profesyonelce 20 yıla yakın bir zaman boy gösteren bu Fransız beyefendisi ne oldu da kariyerinin son maçında böylece çılgına döndü? Yoksa bu zamana kadar ailesine küfür edilmemiş miydi?

Bu olasılık yeşil sahalardaki küfrü hakaret yağmurunu görünce oldukça az bir olasılık olduğu düşünüyorum. İtalya’da oynayan futbolcuların ortak özelliği çoğu zaman ırkçı, provokatör olmalarıdır. Bunun en basit örneği ise Sinisia Mihajloviç'dir. Mihajloviç, Fransız yıldız Patrick Vieira'ya “boklu bir kara maymunsun“ demesi ve bunun ırkçılıkla alakası olmadığını söylemesi The Fiver tarafında yüzyılın inkârı seçilmişti. Bunun gibi yüzlercesini sıralayabiliriz. İtalya’da futbol oynayanlar için.

Sadece ırkçılık değil tabiî ki İtalyanların sabıkası. Son zamanlarda artan faşizm yanlı gösteriler İtalya’daki futbolun vahametini gösterir derecede. Son olarak Di Canio’nun Roma maçında verdiği Mussolini selamı bunun için en çarpıcı örnektir.

Futbol oyununun sihriyle büyülenmiş bir kişi olarak Zidane'ın, kendisinden başkasına zarar vermeyen, kimseyi aldatmayan hareketine hiçbir sözüm yok. Zidane'ın bu tepkisinden sürekli rakiplerini taciz eden, tüküren, kendini yerlere atıp şenaat yapan futbolcular ve onları dizginleyemeyen hakemler ve FIFA utansın. Futbolu esas bunlar gölgeliyor. Zidane gibi kafa atanlar, Maradona gibi kural dışı gol attığını söyleyenler ve Cantona gibiler değil.

Aslında Zidane yıllardır ailesine edilen küfürler, kendine atılan tekmelerin faturasını Marco Materazzi'ye çıkarttı. Nasıl yıllar önce Eric Cantona'nın Crystal Palace'li taraftarlara attığı uçan tekmesi bugün tatlı bir tebessüm ile hatırlanıyorsa, Zinedine Zidane'ın kafa atma olayı yıllar sonra aynı şekilde hatırlanacaktır. Bundan 20 sene sonra kimse İtalya’nın 2006 Dünya Kupasındaki sevincini hatırlamayacak. Ama Zidane'ın attığı kafayı kimsenin unutacağını sanmıyorum. İşin kötü yanı ise Zidane, tarihin gördüğü en efendi futbolcu olarak adını altın harflerle tarihe yazdıracaktı. Şimdi bu yollar ona kapalı tabii. Tersine, varoşlardaki yoksulların delikanlı mitosu, arızalı bir kahraman olarak futbol tarihinde yaşayacak. Kusursuzluklarıyla bıktıran, mesafeli Pele'lerin, Beckenbauer'lerin Mattehaus'un Möller'in 'örnek kişilikler' liginin karşısında, Garrincha'ların, Best'lerin Paul Gascoigne'lerin, Cantona’ların ve Maradona'ların 'arızalı kahramanlar' liginde artık. Tacizlere tepkisiz kalıp iyiler liginde olmaktansa Zizou haklarını korudu.

Velhasıl, ey kahraman Fransız... Kafana sağlık! Sevgili, çalışkan varoş çocuğu… Materazzi gibi çirkef bir futbolcuya haddini bildirdiğin için. Senin bu olayından sonra umarım Materazzi ve onun gibi çirkefler saha içinde futbolculara küfretmez ve futbolun bir oyun olduğunu öğrenir.

26 Ekim 2009 Pazartesi

DERBİ NEDİR? NE DEĞİLDİR…

Türk milleti olarak her şeyi tam “gaz” yaşamaya bayılıyoruz…

En ufak bir olayı “ballandıra ballandıra” anlatmakta bu dünyada üzerimize yoktur sanırım. Bunlardan biri olan ve anlamını dahi bilmediğimiz bir terim var “derbi maçı”.

bilinenin aksine birinci sınıf bir "derbi maçı" bir ülkenin iki büyük takımı veya aynı şehrin iki büyük takımının karşılaştığı müsabaka değildir.

derbi maçı; sosyal, kültürel, mezhep farklılığı, görüş ayrılığı gibi belirli bir sebepten dolayı aralarında fark bulunan iki spor kulübünün kendi aralarında yaptığı maçtır.

bu tür maçlar "rivaliers" olarak adlandırılır. bir de şehir derbisi denilen maçlar vardır ki bunlar aynı iki şehirde bulunan iki takımın veya komşu olan iki ilin veya ilçenin birbirleriyle yaptıkları maçlardır. "city derbies" olarak da bilinen bu derbiler dünyanın her yerinde vardır. kimi fazla izlenir kimi fazla izlenmez. o yüzden bu tür şehir derbilerine ikinci sınıf derbiler denir.

"rivaliers" olarak bilinen derbilere bir kaç örnek verelim.

bunların en büyüğü hiç süphesiz boca juniors - river plate karşılaşmasıdır. bariz bir şekilde sınıf derbisi olan bu karşılaşma iki ateşli taraftar grubunu daima karşı karşıya getirir. arjantin'deki düşük gelirli insanların gurur kaynağı olan boca juniors ile zengin aristokrat sınıfını temsil eden river plate takımlarının mücadele ettiği bu sosyal statü derbisi arjantinliler için ölüm kalım olayıdır. superclasico diye adlandırılan bu derbide holiganizm öyle abartılmıştır ki artık mezarlıklar dahi bocalılar - river plateliler diye ikiye ayrılmıştır.

dünyanın en büyük derbisi olan superclasico'yu takip eden derbi maçı ise iki farklı mezhebi stadyumlarda karşı karşıya getiren old firm olarak da adlandırılan glasgow celtic - glasgow rangers maçıdır. bu derbi maçı superclassico'nun derbiler listesindeki yerini tehdit eden en büyük derbidir. nehrin iki kıyısında yaşayan protestanlar ile katolikleri karşı karşıya getiren bu müsabaka tarih boyunca önemini yitirmeyecektir.

simon kuperin futbol asla sadece futbol değildir kitabında gecen "… protestanların takımı olan rangers tarihi boyunca transfer ettiği sadece iki katolik futbolcusunun attığı gollere sevinmemiştir. iki protestandan biri mourio johnston adında bir oyuncudur. rangers taraftarı johnston gol attığında şayet o maç 1-0 bitmişse golü saymıyorlardı." satırları bu maçın taraftarlarca maçtan çok bir mezhep kavgası olduğunu hatırlattırır.

derbilerin belirli bir anlamı olduğunu şiddetle savunan biri olarak en önemli derbiler sıralamasında üçüncü sırada el clasico adı ile anılan real madrid- barcelona maçı vardır. sebebi ise real madrid’in kral ve kralcıların takımı olması, barcelona’nın ise kralın egemenliğini reddeden katalanların takımı olmasıdır.

arjantin'de river plate veya boca juniors taraftarı olmak bir ekol ise ispanya'da da barcelona veya real madrid taraftarı olmak bir ekoldür. her katalan, milliyetçi duygularla barcelona taraftarıdır. barcelona'da yetişen bir çocuk türkiye'deki gibi beş yaşına kadar annesinin, 10 yaşına kadar da babasının taraftarı olduğu takımı tutmaz. orada doğan çocuklar barcelona taraftarı olarak doğar büyür ve ölürler. barcelona'da büyüyen kızlar türkiye'deki gibi sevgilisinin taraftarı olduğu takımı tutmaz, bir futbolcu yakışıklı diye o takımın taraftarı olmaz. her ne olursa olsun barcelonalıdır ve barcelona'yı tutar. aynı şekilde real madrid taraftarı da böyle tanımlanabilir.

ingiltere'de ise yahudilerin kurduğu kulüp olan tottenham ile arsenal arasında oynanan maçlar derbi konumundadır. ayrıca işçi sınıfının takımı olan liverpool ile beyaz yakalıların takımı manchester united'da bu kategoriye girer. ayrıca manchester united - manchester city ve sunderland - newcastle united müsabakaları ingiltere'nin en ateşli şehir derbileridir.

diğer yandan nasyonal sosyalistlerin takımı lazio ile roma maçları da rivaliers kategorisine girer. son zamanlarda ise lazio ile livorno maçları iki farklı ideolojiyi karşı karşıya getirdiği için dikkat çekicidir. ayrıca italya'da arsitokrat ve elit tabakanın takımı ac milan ile varoşlardaki insanların takımı inter milan arasındaki müsabaka da birinci dereceden önemli derbi maçına örnektir.

ülkemizde ırk, sosyal sınıf, statü, sosyal, kültürel, mezhep farklılığı, görüş ayrılığı gibi ayrımcı etmenler olmadığından dünyanın ikinci sınıf olarak gördüğü sehir derbileri bizde birinci sınıf konumundadır. “city derbies” denilen bu derbiler her şehir veya bölgede bulunur. galatasaray - fenerbahçe maçı bunlardan biridir. buna benzer küçük derbiler taraftar sayısına oranla dünyanın her yerinde aynı heyecan aynı atmosfer ile oynanır. bu ister "rivaliers" gibi önem verdiğimiz için onlarla birlikte sayıp derbi diye adlandırdığımız ve sayfalarca yer verdiğimiz galatasaray fenerbahçe maçı olsun, ister maçlarına en fazla 5000 kişinin geldiği ünyespor - fatsaspor maçı olsun. bunların hepsi şehir derbisi statüsündedir.

öte yandan kızılyıldız - partizan, olympiakos - panathinaikos, shaktar donetsk - dinamo kiev gibi iki ülkenin önemli takımlarının karşılaşması da bulundukları ülkelerdeki en güçlü takım olmaları açısından derbi diye nitelendirilir.