Bu Blogda Ara

fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mayıs 2013 Pazartesi

Yeni Hastalığımız Irkçılık

Ülke olarak yarı yarıya paylaşılmış stadyumlarda maç izlemeyi, rakip takım taraftarlarının aynı vapurda kardeşçe evlerine dönerken yaptıkları samimi maç sohbetlerini geçen yüzyılda bıraktıydık. Metin Oktay ile Can Bartu’nun forma değişip top oynamasının değerini bugünlerde daha iyi anlamamız gerekir. 90’lı yılların sonlarına gelirken birbirinden kopan tribünler holiganizmin etkisinde kalmaya çoktan başlamıştı bile. Milenyum çağında ise yeni modamız zor geçinen insanın sofrasında hafta aşırı gördüğü muzu maymun sesleri eşliğinde tribünden kara derili futbolculara doğru hoyratça atmak. Avrupalı futbol severlerin en büyük günahı olan ırkçılık bize de bulaştı son iki yıldır. Böylelikle UEFA’da şike ve futbol terörü temalı dosyalarımızın yanına bir de ırkçılıkla alakalı sabıkalarımız eklendi.

1916 güney Amerika kupasında Şili heyetinin yaptığı akıl almaz başvuru ile baş gösterdiği öngörülen bu iğrenç davranışın izleri özellikle dünya futbolunda maalesef artarak çoğalmakta. Ülkemize yeni yeni tebelleş olan bu hastalıklı zihniyetin uluslar arası sabıkası pek de dolu. Bu illet duruma en keskin örnekler hiç şüphesiz İngiltere’den gelir. Ne tesadüf ki ırkçılığa karşı en katı kurallar da bu ülkede. İngiltere’de ömür boyu statlara sokmama ve yüz binlerce liralık cezalar veriliyor ırkçılık olaylarına.

1930lu yıllarda kendisine ırkçı söylemlerde bulunan taraftarı döve döve hastanelik eden Everton futbolcusu herkese örnek olmuş olacak ki siyahi futbolculara uzun süre kimse bir şey demeye cesaret edemedi. İngiltere’de 1970’lere kadar pek fazla görülmeyen ırkçılık faaliyetlerinde özellikle 1970’den sonra dehşet verici bir artış söz konusudur. Özellikle maymun sesi çıkarıp yanına muzu dekor olarak kullanmak bu iğrenç saplantının olmazsa olmazı oldu. 1981 yılında çıkan yangında yanan 13 siyahi gencin İngiltere tribünlerinde tezahürata konu olması (Siyahiler benzinden daha iyi yanıyor) olayın ne kadar vahşet taşıdığının göstergesidir. İngiltere’de takım bazında Yahudi Tottenham diye bilinen Tottenham Hostpur, Arsenal ile birlikte en fazla ırkçı saldırıya uğrayan takım. Ada’da çok tanıdık bir sima ırkçı hakaretlerde bulunduğu için İngiltere Futbol Federasyonu’ndan ceza alan ilk Premier Lig futbolcusu olmaya çok yaklaşmıştı. 30 Kasım 2006’daki Everton-Newcastle maçında kaleci Tim Howard, Joleon Lescott ve Joseph Yobo, bir anda Emre Belözoğlu’nun üzerine yürüdü. Maç sonrasında Yobo, Emre’nin tam olarak ne dediğini duymadığını söylese de Lescott ve Howard, maçın hakemi Dermot Gallacher’a ırkçı olarak hakarete maruz kaldığını iletti. Newcastle United’ın, Bolton’la oynadığı bir karşılaşmada Emre Belözoğlu’nun, Boltonlı oyuncu El-Hadji Diouf’a yine ırkçı küfürler ettiği iddia edilmişti. Bu olay -şahit olmadığından dolayı- önceki kadar alevlenmeden kapatıldı. 31 Aralık 2011’deki Manchester United-Liverpool karşılaşmasında Manchester Unitedlı Evra, rakibi Suarez’in kendisine ırkçı küfürler ettiğini bildirdi. Suarez’in “Sana tekme attım, çünkü siyahsın. Ben siyahlarla konuşmam” dediği yayıncı kuruluşun kameralarına yansıdı. Olayı televizyon görüntülerinden de izleyen Federasyon, Luis Suarez’e 8 maç ve 45 bin pounddan(126 bin tl) oluşan ceza kesti.

İtalya’da ise ırkçılıktan sabıkalı kulüp hiç şüphesiz ki Lazio. 2000lerin başında taraftarından futbolcusuna kadar ırkçı söylemlerle sürekli gündemde olan Lazio’da Di Canio’nun gol attıktan sonra Hitler selamı vermesi zamanla alışılageldik bir olay olarak algılandı. Yine Lazio’lu Sinisa Mihajlovic’in Patrick Vieira’ya “boklu bir kara maymunsun” demesinin ırkçılıkla alakası olmadığını söylemesi yüzyılın inkârı seçildi. 2005'te, Messina-Inter maçında topla her buluştuğunda taraftarların ırkçı tezahüratına maruz kalan Messina'nın Fildişi Sahilli oyuncusu Zoro, topu koltuğunun altına aldı ve soyunma odasına gitti. Bir sonraki hafta her maça 5 dakika geç başlanarak ırkçılık protesto edildi. 1988 yılında takıma transfer olan İsrailli futbolcu Rosethal havaalanında Udinese taraftarları tarafından açılan gamalı haç taşıyan bayrakları görünce aynı uçağa binip kariyer rotasını değiştirdi. Yine İtalyan futbolcu Gianluigi Buffon’un bir İngiltere maçına üzerinde faşist slogan “teslim olanlara ölüm” yazan tişörtle oynadı ve anlamını bilmediğini iddia etti. Aynı Buffon Parma’da iken 88 numaralı formayı giyerdi. Almanlarca kutsal sayılan bu sayı “Heil Hitler” demenin rakamlarla söyleniş tarzıydı HH olarak. Çünkü H Almancanın 8. harfiydi. Hitler demişken 1936 yılında Hitlerin ABD’yi Berlin Olimpiyatlarına siyahi sporcularla katıldığı için ağır eleştirmesi siyasi yetkilinin spor üzerinde yaptığı ilk ırkçı söylemlerden biridir kanımca.

Son yıllarda hem kulüp hem de ülkesel bazda futbolun yükselen değeri İspanya bu iğrençliğin dışında mı kaldı? Asla! İspanya Milli Takımı eski teknik direktörü Aragones ile Henry arasındaki tartışma futbol dünyasına büyük damga vurdu. Aragones’in Reyes’e Henry'i kastederek, ''çık o pis zenciyi sahadan sil'' demesi ve bunun basına yansıması oldukça büyük tepki çekmişti. Barcelona’da oynarken neredeyse her maçta maymun tiplemeleriyle yüz göz olan Etoo’ya en ağır laf Athletic Bilbao teknik direktörü Javier Clemente’den geldi. Tecrübeli teknik adam A.Bilbao’lu futbolcu Unai’ye tüküren Etoo’ya “Düne kadar ağaçta oynayanlar şimdi yere inip insanlara tükürüyor” açıklamasını yaparak onu maymuna benzetti. Etoo’nun Real Zaragoza maçında ırkçı saldırılar yüzünden sahadan ağlayarak çıkmak istemesi hala akıllarda. Neyse ki Rusya ligine transfer olduktan sonra rahat bir nefes aldı Etoo. Kamerunlu Malaga kalecisi Kameni’nin Zaragoza taraftarlarından çektiğini kimse çekmedi. Geçtiğimiz yıllarda İspanya ve İngiltere arasında oynanan basit bir hazırlık maçında Shaun Wright Phillips ve Ashley Cole’un başına gelen olaylar herkesçe malum.

Yıllarca Afrika’yı her yolla sömürmüş olan Fransa’da da durum farklı değil. PSG’nin geçen yıllarda stadından kaldırttığı sadece beyazlara ait pankartı yıllarca Avrupa’da konuşuldu. 1998 dünya kupasını kaldıran Fransa Milli Takımı kendi ülkesindeki ırkçılar tarafından yerden yere vuruluyordu.

Daha düne kadar demeyeceğim zira bundan 15 sene evvel bir yöneticinin futbolcusuna yamyam demesiyle tanıştı Türk futbolu ırkçılıkla. Trabzonspor’un eski başkanı Mehmet Ali Yılmaz’ın İngiliz futbolcu Kevin Campell’a “bizim yamyamı gol makinesi diye aldık çamaşır makinesi çıktı” demesi Türkiye’deki ilk ten rengi üzerinden yapılan eleştiridir kanımca. Büyük tepki alan Yılmaz, yaptığı açıklamada “ben ona Arap demek istedim” dese de Kevin Campbell’ın gitmesine engel olamadı. İlginç benzetmelerle dikkatleri çeken Yılmaz, yabancı hocalardan da “paraları yiyor gâvurlar” diye bahsedip sadece ten rengine takılmadığını gösterdi.
Pascal Nouma için hakemlerimizden birinin “zenci arkadaş” tabirini kullanması medyanın tepkisini çekmişti. Her ne kadar hakem arkadaş özür dilese de şunu da unutmayalım ki Pascal Nouma Fransa’da başına ırkçılık ile alakalı birçok şey gelmiş- ağzı sütten yanmış- bir futbolcudur.
Emre Belözoğlu’nun Zokora’ya ırkçı söylemlerde bulunması ülkemizde nadir görülen ırkçı hareketlere bir yenisini ekledi. Federasyon ise bu nadir görülen davranışa alelade bir karar vermesi yöneticilerin bile olayın vahametini anlayamadığını bize gösterdi. Yurt dışında ırkçı hareketlere tavan ceza uygulaması varken bizde ise Emre’nin “söylemiş olabilirim” demesine rağmen ırkçılıktan ceza verilmedi.
Son olarak Drogba ve Ebue’ye Fenerbahçe tribünlerinden uzatılan muz bizim de artık Avrupalılar gibi ırkçılık hastalığına yakalandığımızı gösterdi. Her ne kadar Gençlik ve Spor Bakanımız Suat Kılıç Drogba ve Webo ile sohbet edip konuya hakimim mesaj verse de geçen sene ırkçı saldırıya maruz kalan Zokora’yı es geçmesi dikkatimden kaçmadı.

Her şey bir yana Fenerbahçe takımı futbol adına barışçıl bir adım atma fırsatı yakalamışken gene bir çuval incir berbat edildi. Sahaya muz uzatan taraftar için her ne kadar “mide ağrısından dolayı muzu yanında taşıyor” diyip akıllara ziyan bir açıklama yapılsa da sanırım doktoru “muzla birlikte stadyuma git muzu sahaya uzat mide ağrın geçer” gibisinden bir şey söylememiş olsa gerek.
106 yıllık kocaman geçmişiyle Türk futbolunun mihenk taşlarından birini oluşturan Fenerbahçe camiası basın toplantısında “stadımızda ırkçı yaklaşımlarda bulunan kişilere şu ceza verilmiştir” deseydi. Türk futboluna bir Lefter, bir Can Bartu kazandırmış kadar hizmet etmiş olacaktı.

Ama olmadı… Türk futbolunun kanaat önderleri yine sağduyulu mesajlar veremedi.

Holigan azgınlığı ve ırkçılığın had safhada olduğu Avrupa’da futbolu seven gerçek taraftarlar için otoriteler kendine göre önlemler almaya çalışıyor. Bunların başını İngiltere merkezli “ırkçılığı bir tekmede futbolun dışına atalım” kuruluşu çekiyor. FİFA ve UEFA’nın bürokratik çabaları da dişe dokunur cinsten önlemler. Ancak işi teorisel değil pratikte çözmek için bir an önce icraata geçilmesi lazım.İngiltere Federasyonunun ırkçılığa karşı son yıllarda verdiği ceza emsal olaylarda göz önünde bulundurulmalı. cezalarda takıma futbolcuya göre değil olaya göre cezanın verilmesi bir bakıma caydırıcı olacaktır kanımca. Sezon boyu futboldan men, statlara almama, yüz binlerle ifade edilecek para hatta hapis cezaları bu iğrençliğin önüne geçmek için alınması gereken acil kararlardan bir kaçı.

Manzaraya baktığımızda Avrupa’nın biraz uzağında gibi gözüksek de eğer ciddi önlemler alınmazsa beş seneye kalmaz ırkçılıkta İtalya, İspanya ve İngiltere gibi ülkelere yetişiriz.

15 Aralık 2009 Salı

Tribünden Sahaya Akanlar…

Malum, futbol maçlarının fanatik taraftarları vardır. Her yerde üşenmeden sıkılmadan tezahürat üretirler hep. Koro halinde söylenişi bir başka güzel olur. İtalya’da Juventus, İspanya’da Real Madrid, İngiltere’de Liverpool Fransa’da Marsilya ve ülkemizde Beşiktaş taraftarı koro halinde söylemeyi en iyi becerebilen taraftar kitlesidir. Peki ya bu tezahüratların Türkiye ayağı nasıl gelişmiştir. Nasıl olmuş da bu denli ileriye gitmiştir merak ettiniz mi hiç…
1930’lu yılların öncelerinde tezahürat olarak takımın ismi ve takımın isminin önüne eklenen “aslan, kaplan, kartal haydi” kelimeleriyle olurdu tezahürat. 1930’lu yıllarda Fenerbahçe Beşiktaş maçında Beşiktaş takımı böyle bir tezahürattan dolayı “Karakartallar” lakabını aldı. Sonraları İspanya menşeili “oley” kelimesin literatürümüze girmesiyle uzun dönem tezahüratlarımızı “oley”li yaptık. Fenerbahçe oley, karakartal oley gibi…

1960’lı yollardan sonra -nasıl oldu bilmiyorum ama- hayatımıza bir şekilde küfürlü tezahürat girmeye başladı. “Aksaray’da dikilitaş i… Beşiktaş” tezahüratı hayatımda duyduğum ilk cinsel tercihli deşarj tezahüratıydı. Ama ondan önce hakemlere yönelik cinsel tercihlerini belirtme olarak “i.. hakem” muhabbeti olduğunu ve çok iyi yer tuttuğunu mahallemizin maçlarında küçüklüğünde futbolcu olma hayalleri kurmuş ama baba dayağından tırstığı için futbolcu olamamış göbekli ve libero oynayan 30 yaşı aşkın bıyıklı ağabeylerimizden öğrendim. Yine mahalle maçlarında hakemlik yapan çocuklara karşı “hakemin gözüne gözlük cebine sözlük…” gibi garip ilginç ve bir o kadar da tuhaf tezahürat vardır ki boyumuza posumuza bakmadan böyle sağından solundan iğrençlik akan tezahüratı -o işi nasıl yağacağımızı bile düşünmeden- bağırırdık. Bu tezahüratı bugün bile kimin ürettiğini bilemeyiz. Merak etmiyor da değiliz aslında hakemlerin cinsel tercihlerine bu kadar takan kişiyi de bilmek isteriz futbol fanatikleri olarak.

Yine eskiden kulağa hoş gelen tezahüratlar arasında Eskişehir’in “Fethi - Nihat – Ender filelere gönder” tezahüratı vardı. Ama bu üçlüden Ender’in Fenerbahçe’ye geçmesiyle “Cemil – Osman – Ender filelere gönder” şeklinde değişmiştir. Ender-gönder kafiyesi bu sokma çıkarma işinden daha masum bir tezahürat olduğu için Fenerbahçe ve Eskişehir taraftarlarınca bayağı bir tutulmuştur zamanında.

Tribünlerimizde küfürlü tezahüratlar yok sadece. Kastamonuspor’un “açık mavi koyu mavi haydin gari Kastamonu Kastamonu deep deep deep” şeklindeki tezahüratı “akıllara ziyan” tezahüratlar arasında ilk sıraya oynar tahminimce.

Diğer taraftan “milyarlık eşekler” tezahüratı taraftarların futbolculara yönelik yaptığı ciddi bir sosyal eleştiridir aslında. Parayı alanların görevlerini yapmadıkları dahası “eşeklik” yaptıklarını ortaya koyar. Genellikle Chelsea, Real Madrid gibi kasası zengin başarıya doymuş takımların taraftarları bu tezahüratı kullanır. 2 milyon YTL’lik Ünyespor taraftarı kullanacak değil ya! Ülkemizde bu söz rakip takım taraftarlarınca Fenerbahçeli futbolculara söylendiğinde Fenerbahçe taraftarlarından biri “size ne bizim eşeklerden” deyip futbolcularının sadece kendilerine karşı sorumlu olduğunu diğer taraftarlara bir nebze de olsa hatırlatırlar.

Komikliğin ve küfrün yanında o işi gerçekleştirebilme imkanımız her ne kadar olmasa da tehdit içerikli mesaj vere tezahüratlar da vardır. “İnönü Cimbom'a mezar olacak” “burası Sami Yen buradan çıkış yok” gibisinden. Ayrıca hezimet şeklinde biten karşılaşmaların sonunda “Aldırma gönül” “seni sevmeyen ölsün” şeklinde tribün avuntusu da eksik değildi elbet. 90’ların sonunda İstanbulspor Fenerbahçe maçında yine akıllara ziyan tezahüratlar listesinde İstanbul taraftarının “Ali Şen’in götü kocaman nasıl koydu Aykut Kocaman” tezahüratı her ne kadar iğrenç olsa da (aslında küfrün her türlüsü iğrenç) taraftarların listesine girdi.

Yakın bir tarihte Çarşı grubunun ürettiği “ekinler dize kadar” ve “Pascal bizi diskoya götür”, Galatasaray’ın UEFA kupasını aldığı zamanlarda yapılan tezahüratlar had safhada. Hatta Tottenham taraftarı Beşiktaş’ın “Kartal gol gol gol” tezahüratını Martin Jol Tottenham’da iken “Martin Jol Jol Jol” diye çevirdiler bile. Fenerbahçeliler de boş durmuyor elbet. “Avrupa fatihiymiş Galatasaray…” diye başlayan tezahüratlarla bir nevi stada atışma ortamı yaratılmıştır.

Şimdilerde ise gerek federasyonun gerekse kulüplerin aldığı kararlar neticesinde fazla küfürlü tezahürat duymuyoruz statlarımızda. Beşiktaş’ın “kartal gol gol gol”, Fenerbahçe’nin “sarı lacivert en büyük Fener” ve Galatasaray’ın “gerçekleri tarih yazar tarihi de Galatasaray” tezahüratlarını sık olarak duyuyoruz. Ama hakemler konusunda fikrimiz yine değişmiyor. Hakemlerin yaptığı bir hata sonucu ağzımıza gelen küfürleri sahaya doğru savururken ne kadar mantıksız olduğumuzu düşünmüyoruz bile. İspanya gibi futbolun tavan yaptığı, fanatiklerin çok olduğu bir ülkede bile hakemi beğenmeyenler tribünden küfür ederek hakemi protesto etmek yerine daha medenice bir davranış olan beyaz mendilli protestoya başvuruyorlar.

Her ne kadar “küfre hayır” desek de hoşumuza gitmeyen bir davranışta başvurduğumuz bir noktadır küfürlü tezahürat...

26 Ekim 2009 Pazartesi

DERBİ NEDİR? NE DEĞİLDİR…

Türk milleti olarak her şeyi tam “gaz” yaşamaya bayılıyoruz…

En ufak bir olayı “ballandıra ballandıra” anlatmakta bu dünyada üzerimize yoktur sanırım. Bunlardan biri olan ve anlamını dahi bilmediğimiz bir terim var “derbi maçı”.

bilinenin aksine birinci sınıf bir "derbi maçı" bir ülkenin iki büyük takımı veya aynı şehrin iki büyük takımının karşılaştığı müsabaka değildir.

derbi maçı; sosyal, kültürel, mezhep farklılığı, görüş ayrılığı gibi belirli bir sebepten dolayı aralarında fark bulunan iki spor kulübünün kendi aralarında yaptığı maçtır.

bu tür maçlar "rivaliers" olarak adlandırılır. bir de şehir derbisi denilen maçlar vardır ki bunlar aynı iki şehirde bulunan iki takımın veya komşu olan iki ilin veya ilçenin birbirleriyle yaptıkları maçlardır. "city derbies" olarak da bilinen bu derbiler dünyanın her yerinde vardır. kimi fazla izlenir kimi fazla izlenmez. o yüzden bu tür şehir derbilerine ikinci sınıf derbiler denir.

"rivaliers" olarak bilinen derbilere bir kaç örnek verelim.

bunların en büyüğü hiç süphesiz boca juniors - river plate karşılaşmasıdır. bariz bir şekilde sınıf derbisi olan bu karşılaşma iki ateşli taraftar grubunu daima karşı karşıya getirir. arjantin'deki düşük gelirli insanların gurur kaynağı olan boca juniors ile zengin aristokrat sınıfını temsil eden river plate takımlarının mücadele ettiği bu sosyal statü derbisi arjantinliler için ölüm kalım olayıdır. superclasico diye adlandırılan bu derbide holiganizm öyle abartılmıştır ki artık mezarlıklar dahi bocalılar - river plateliler diye ikiye ayrılmıştır.

dünyanın en büyük derbisi olan superclasico'yu takip eden derbi maçı ise iki farklı mezhebi stadyumlarda karşı karşıya getiren old firm olarak da adlandırılan glasgow celtic - glasgow rangers maçıdır. bu derbi maçı superclassico'nun derbiler listesindeki yerini tehdit eden en büyük derbidir. nehrin iki kıyısında yaşayan protestanlar ile katolikleri karşı karşıya getiren bu müsabaka tarih boyunca önemini yitirmeyecektir.

simon kuperin futbol asla sadece futbol değildir kitabında gecen "… protestanların takımı olan rangers tarihi boyunca transfer ettiği sadece iki katolik futbolcusunun attığı gollere sevinmemiştir. iki protestandan biri mourio johnston adında bir oyuncudur. rangers taraftarı johnston gol attığında şayet o maç 1-0 bitmişse golü saymıyorlardı." satırları bu maçın taraftarlarca maçtan çok bir mezhep kavgası olduğunu hatırlattırır.

derbilerin belirli bir anlamı olduğunu şiddetle savunan biri olarak en önemli derbiler sıralamasında üçüncü sırada el clasico adı ile anılan real madrid- barcelona maçı vardır. sebebi ise real madrid’in kral ve kralcıların takımı olması, barcelona’nın ise kralın egemenliğini reddeden katalanların takımı olmasıdır.

arjantin'de river plate veya boca juniors taraftarı olmak bir ekol ise ispanya'da da barcelona veya real madrid taraftarı olmak bir ekoldür. her katalan, milliyetçi duygularla barcelona taraftarıdır. barcelona'da yetişen bir çocuk türkiye'deki gibi beş yaşına kadar annesinin, 10 yaşına kadar da babasının taraftarı olduğu takımı tutmaz. orada doğan çocuklar barcelona taraftarı olarak doğar büyür ve ölürler. barcelona'da büyüyen kızlar türkiye'deki gibi sevgilisinin taraftarı olduğu takımı tutmaz, bir futbolcu yakışıklı diye o takımın taraftarı olmaz. her ne olursa olsun barcelonalıdır ve barcelona'yı tutar. aynı şekilde real madrid taraftarı da böyle tanımlanabilir.

ingiltere'de ise yahudilerin kurduğu kulüp olan tottenham ile arsenal arasında oynanan maçlar derbi konumundadır. ayrıca işçi sınıfının takımı olan liverpool ile beyaz yakalıların takımı manchester united'da bu kategoriye girer. ayrıca manchester united - manchester city ve sunderland - newcastle united müsabakaları ingiltere'nin en ateşli şehir derbileridir.

diğer yandan nasyonal sosyalistlerin takımı lazio ile roma maçları da rivaliers kategorisine girer. son zamanlarda ise lazio ile livorno maçları iki farklı ideolojiyi karşı karşıya getirdiği için dikkat çekicidir. ayrıca italya'da arsitokrat ve elit tabakanın takımı ac milan ile varoşlardaki insanların takımı inter milan arasındaki müsabaka da birinci dereceden önemli derbi maçına örnektir.

ülkemizde ırk, sosyal sınıf, statü, sosyal, kültürel, mezhep farklılığı, görüş ayrılığı gibi ayrımcı etmenler olmadığından dünyanın ikinci sınıf olarak gördüğü sehir derbileri bizde birinci sınıf konumundadır. “city derbies” denilen bu derbiler her şehir veya bölgede bulunur. galatasaray - fenerbahçe maçı bunlardan biridir. buna benzer küçük derbiler taraftar sayısına oranla dünyanın her yerinde aynı heyecan aynı atmosfer ile oynanır. bu ister "rivaliers" gibi önem verdiğimiz için onlarla birlikte sayıp derbi diye adlandırdığımız ve sayfalarca yer verdiğimiz galatasaray fenerbahçe maçı olsun, ister maçlarına en fazla 5000 kişinin geldiği ünyespor - fatsaspor maçı olsun. bunların hepsi şehir derbisi statüsündedir.

öte yandan kızılyıldız - partizan, olympiakos - panathinaikos, shaktar donetsk - dinamo kiev gibi iki ülkenin önemli takımlarının karşılaşması da bulundukları ülkelerdeki en güçlü takım olmaları açısından derbi diye nitelendirilir.